• Paz. Eki 24th, 2021

Turizm Postası

Turizm Haberlerinin Yayımlandığı Turizm Gaztesi

Osmanlı Döneminde Turizm, Seyahat Acenteleri ve Rehberler

 Fransız düşünür Michael De Serto’ya göre her hikâye bir yolculuk hikâyesidir. Mekânsal bir eylemdir. Gerçekten de siyasetin, ticaretin, dinlerin tarihi, mekânda hareketle yolculukla hep iç içe ilerledi. Zevk için seyahat çok uzun zaman ancak küçük bir azınlığın payına düşen bir nimet, bir ideal olarak kaldı. Orta Çağ’da ve devamında batılı seyahatname yazarlarının çoğu, meslekleri gereği yollara düşmüş tüccarlar, diplomatlar, genellikle bir kurumun ya da devletin desteklediği bitki, hayvan, maden örnekleri toplayan bilim adamları, ya da casuslardı. 

Getty Araştırma Enstitüsü, dijitalleştirdiği Osmanlı dönemi fotoğraf koleksiyonu
Getty Araştırma Enstitüsü, dijitalleştirdiği Osmanlı dönemi fotoğraf koleksiyonu

 İletişimin hızlı olmadığı zamanlarda seyahat, başka coğrafyalardaki maddi ve beşerî kaynakları birinci elden öğrenmenin özümsemenin kestirme bir yoluydu. Avrupa’da bu türden meslekleri olmayanların uzak coğrafyaları görebilmeleri için tek fırsat Kudüs’e uzanan hac yolculuklarıydı. Hacı adayları Avrupa’dan kafileler halinde yola çıkar, aza kanaat eder, toplu ve planlı seyahat, masrafları da bir miktar azaltırdı. 19. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’nın bir limanından herhangi bir sebeple Osmanlı topraklarına seyahat, her şey yolunda gittiği takdirde en az birkaç ay demekti. Avrupa’da halkın büyük çoğunluğu uzak coğrafyaları ancak seyahatnamelerden, en çok da hac rehberlerinden tanırdı. Çoğu birbirini tekrar eden bu metinlerle bir bakıma oturdukları yerden onlar da seyahatten paylarını alırlardı. 19. Yüzyıl İşte bu koltuk seyyahlarının kaderini değiştirdi. Artık onlar da yollara düşebilir, uzaklara gidebilirdi. Tabi maddi durumları imkân verirse.

Getty Araştırma Enstitüsü, dijitalleştirdiği Osmanlı dönemi fotoğraf koleksiyonu
Getty Araştırma Enstitüsü, dijitalleştirdiği Osmanlı dönemi fotoğraf koleksiyonu

Bu ihtimali doğuran, turizmin yükselişi ile gelen kolaylıklardı. Bir endüstri olarak, turizmin doğuşunda ulaşım araçlarının gelişmesi çok etkili oldu. Sanayi Devriminin itici gücü olan buhar, pek çok Makine gibi gemilere ve trenlere de büyük bir hız ve konfor kazandırmıştı. Yolculukların suresini öngörebilmek artık mümkündü. Tarifeli seferler çoğaldıkça, düzenli aralıklarla seyahatler düzenlemek imkânı da doğdu. Seyahat acenteleri bu imkânı fark eden girişimciler tarafından kuruldu. Gezmek isteyenler, artık ne gemi ayarlamakla ne konaklama ile ne rehber aramakla uğraşmak zorundaydı. Seyahat Acentesi, bütün bu işleri üstlenecekti.  Hatta güzergahları da belirleyecek, programlarını broşürlerle duyuracak, müşteri ne kadar kalabalık olursa kişi başı masraflar da o kadar azalacaktı. Yolculuk alınıp satılabilen bir paket ürüne dönüşmüştü. Alıcılarsa sanayileşmiş ülkelerin üst sınıflarına mensup olan gezginler, yeni tabirle turistlerdi. Turist kelimesi 17-18 yüzyılda eğitimlerinin bir parçası olarak Avrupa’da büyük bir Tura çıkan genç İngiliz asiller için kullanılırdı. Fransız yazar Stendhal’in 1838’de bir kitabına ‘Bir Turistin Anıları’ adını vermesiyle, bu terim daha geniş bir anlam kazandı. Artık ticaret ya da diploması gibi gerekçeler olmadan, gezmeyi amaç edinerek gezen herkes turistti. En başta da turizm acentelerinin hazır programlarını satın alanlar. 19. Yüzyılın ikinci yarısında Mısırla beraber Osmanlı topraklarında da turizm yükselişe geçti. Avrupa limanlarından İstanbul’a, İzmir’e, Ege adalarına, İskenderiye’ye, Hayfa ’ya, Beyrut’a artık haftada birkaç kez gemi kalkıyordu. Rumeli ve Ege’de demir yollarının yapılması da etkili oldu. Hatta Amerika’dan da turist gelmeye başladı. 1867’de New York’tan Kalkan bir gemideki turistler arasında bir gazeteci vardı. O gün kimse adını bilmiyordu ama seyahat anıları sayesinde kısa süre içinde büyük bir şöhrete kavuşacaktı. O turist Mark Twain’di. Satın aldığı program bazı Avrupa şehirlerini ve Osmanlı topraklarındaki neredeyse bütün turistik yerleri kapsıyordu. Mark Twain’in sivri diliyle yazdığı seyahat anıları bir ay içinde 70 bin sattı. Yıllar sonra bile yabancılar İstanbul’da ona eşlik eden rehberini arıyorlardı. Mark Twain’in geçtiği daha nice turistlerin geçeceği güzergahlar yerel makamlarla acenteler arasındaki, üstü kapalı uzlaşmalar ile ortaya çıktı.

Turizm, aslında turistlere bilinmeyen bir toprağın keşfini vaat etmiyordu. Amaç, yüzyıllardır seyahatnamelerin batıya taşıdığı, zihinlerde yer etmiş yerleri göstermekti. Program, bir tür senaryoydu. Turist ise konusunu baştan bildiği bu oyunda bildiklerini doğrulamaya gelmiş bir oyuncu gibiydi. Bu senaryoda öncelikle doğunun değişmez özünü yansıttığı varsayılan, başka bir yerde taklidi ya da tekrarı olmadığı düşünülen yerler vardı. Bunların çoğu İstanbul’da idi. Ayasofya, Sultanahmet Camii, Süleymaniye, Eyüp, Kapalı Çarşı, Mevlevi ve Rıfai tekkeleri. Bir de henüz adı müze olmasa da Topkapı sarayı.

 Turizm yükselişe geçtiği sırada hanedan artık orada yaşamıyordu. Sultan 2. Abdülhamit döneminde saray ziyareti tamamen serbest değilse de belli kurallara oturmuştu. Hazine dairesi gezilebiliyor, Bağdat Köşkü’nde şerbet ikramı yapılıyordu. Senaryodaki bir diğer tema batı kültürünün temeli sayılan Yunan, Roma ve Hristiyanlık tarihi ile ilgili yerlerdi. Tarih kitaplarından yüzyıllardır okunan hacı rehberlerinden, seyahatnamelerden ortak hafızada biriken sembolik isimler, programda yer almalıydı. Turistik program, aynı zamanda Hac yolculuğunun konforlu bir taklidini içeriyordu. 19. yüzyılda gelişen arkeoloji de turistlerin batının kendini dayandırdığı görkemli geçmişin kanıtlarıyla karşılaşabileceği bol malzeme sunuyordu. Eski metinlerde geçen Efes gibi yerler, metinlerden bilinenleri elle tutulur hale getiriyordu. Bu anlatının bir uzantısı kazılardan çıkan eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesiydi. Osmanlı’nın yenilenen zihniyetinden doğan bu müzenin düzenli bir yapıya kavuşmasında turizm oldukça etkili oldu. Yabancıların değerini takdir edebilecekleri bu koleksiyonu görmesi için bir çaba da vardı. Sözgelimi müzenin kurucusu Osman Hamdi Bey en rağbet gören rehber kitaplardan birinde müzenin tanıtımını bizzat kaleme almıştı.

Programlar sadece turistlerin isteğine göre şekillenmiyordu. Osmanlı tarafı da bu ziyaretlerden bazı mesajları iletmek, hareket halindeki bu minyatür kamuoyunu etkilemek için faydalanmaya çalışıyordu. Örneğin, Sultan 2. Abdülhamit döneminde cuma selamlığı merasimi de klasik programın bir parçasıydı. Turistler, Avrupa’da sarayından hiç çıkmadığı anlatılan padişahı merak ettikleri için gelirlerdi. Saray içinse turistlerin cuma selamlığını seyretmesi batının değişmez saydığı, hareketsiz, durağan gördüğü Osmanlı’nın modern askeri düzenini, en önemlisi padişahın otoritesini göstermek için bir vesile olabilirdi.

Arkasındaki beklenti ne olursa olsun, bu ziyaretlerin yapılabilmesi için acente ile yerel makamların kurallar konusunda uzlaşması şarttı. Tur programı müşteri ile acente arasında bir tür sözleşme idi. Seyahat Acentesi söz verdiği programı, her seferinde aynı şekilde yapabilmeliydi. Yerel makamlar için de bu kalabalıkların çizilen çerçevenin dışına çıkmaması önemliydi. Müze ve ören yerleri bu bakımdan çok elverişliydi. Dini törenlerin yapılmadığı, yerli ziyaretçinin az olduğu günleri ve saatleri kurallara bağlanmış bu yerlerde, aksaklık çıkma ihtimali azdı. Diğer ziyaretler için de yazılı ve yazısız usuller zamanla oluştu. Örneğin, cuma selamlığına katılmak için turistlerin konsolosluklarından davetiye istemesi gerekiyordu. Yine Sultan II Abdülhamit döneminde, Cami ziyaretleri için rehberler ve konsolosluklar vasıtasıyla bilet alınması gerektiği ibraz ediliyordu. Ayasofya için yeşil, Sultanahmet ve Süleymaniye için kırmızı, diğerleri için beyaz bilet. Ziyaretlerin sorunsuz geçmesinde yerli turizmcilere büyük iş düşüyordu. Camilere ve saraya giriş çıkışta özellikle rehberler, yerel halkla turistler arasında bir aracıydı. Rehberlerden beklenenler bununla sınırlı değildi. Turistlerin önyargıları ile ülkenin göstermek istediği arasında dengeyi kurmaları da onlardan bekleniyordu. Tabii bir tur süresince bu ne kadar olabilirse.

 Cumhuriyetten sonra, Cuma selamlıkları Rufai Tekkesi ziyaretleri, eski düzen ile birlikte programlardan silindi. Hac ziyareti güzergahı Türkiye sınırlarının dışında kaldı. Buna karşılık Anadolu’nun içlerine ulaşım kolaylaştıkça Kapadokya gibi yeni merkezler de oldu. Afrodisias, Hierapolis gibi ören yerleri, Anadolu Medeniyetleri başta olmak üzere, yeni müzeler listelere eklendi. Bu yeni müzeler cumhuriyetin, Anadolu’nun geçmişini kendine mal ettiği, tarihe yeni bir bakışın ürünüydü. Bununla birlikte Turizm açısından Osmanlı zamanından kalma klasiklerin itibarında azalma olmadı. Kültür turizminde en çok talep edilen yerler artık bir müze olan Ayasofya (Günümüzde camii olarak kullanılmaktadır.) İstanbul’daki Selatin Camileri, Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı, Ege’ye geçilecekse Efes ve Meryem Ana Evi olarak kaldı.

turizmpostasi

Turizm sektörü içerisinde yer alan işletmeleri, kuruluşları, bu işletme ve kuruluşlarda hizmet veren çalışanları ilgilendiren tüm haberleri, değişen yönetmelikleri, flaş gelişmeleri bulabileceğiniz online turizm gazetesi 

Yorumlarınız bizim için çok değerli.